Tapınakçılar, kanunsuz yollardan kazandıkları geliri çeşitli yatırımlar için harcıyorlardı. Toprak satın alımı ve inşaatçılık bu yatırımların başında yer alıyordu. Tapınakçılar, büyük şato ve kilise inşaatlarında uzmanlardı. Sahip oldukları topraklarda köyler, kasabalar ve hatta şehirler kurarak paralarını aklıyorlardı. Kurdukları yerleşim yerleri sayesinde yeni nüfuz alanları oluşturup vergi, haraç gibi farklı ve önemli gelir kaynakları elde ediyorlardı.
Tapınakçılar nakliye işlerini deniz yoluyla yapmaya başladılar. |
Büyük ticari ayrıcalıklar elde ettikleri Marsilya, Tapınakçıların Akdeniz'deki en önemli merkeziydi. Ancak, varlıkları Marsilya'yla sınırlı kalmadı. İskenderiye'den Tripoli'ye, Antakya'dan Sayda'ya kadar, bütün önemli limanlarda tarikatın merkezleri ve ticaret gemileri mevcuttu. 1216-33 yılları arasında büyük bir deniz gücüne ulaşan tarikat, nakliye yollarında üstünlüğü ele geçirirken, denizcilikle uğraşan tüccarların da zor durumda kalmalarına yol açtı. Denizcilik konusunda kazandıkları büyük tecrübe, daha sonraki dönemlerde Tapınakçıların engizisyondan kaçışlarını, Amerika gibi uzak ülkelere ulaşmalarını ve sömürgecilik faaliyetlerinde önemli rol oynamalarını sağlayacaktı.
Tapınakçılara ait yük gemilerinden bir görüntü. |
1258 yılında Roma İmparatoru Manfred tahta çıktığında, Tapınakçıların bölgedeki üstadı Canellili Albert, çeşitli rüşvetlerle Kralı ikna ederek kaybettikleri imkanları geri aldığı gibi, Manfred'in özel koruyuculuğunu da sağladı.
Bu tarihlerde, Tapınakçılar bütün Avrupa'ya yayılmış, devlet içinde yeni bir devlet oluşturmuşlardı. Kendi yönetim birimleri ve sistemleri Avrupa'nın önemli merkezlerinde faaliyet halindeydi. Tarihçi yazar Funk, Tapınakçıların gerçek yüzünü şöyle tasvir etmektedir:
'İsa'nın yoksul askerleri' olma iddiasıyla ortaya çıkmışlardı. Oysa hiçbir şey, gerçeklerden bu kadar uzak olamazdı. Tapınakçılar arasında Avrupa'nın en zengin insanlarını, Paris ve Londra'nın önde gelen bankerlerini görmek mümkündü: Champagne Kontu Hugh, Castilli Blanche, Alphonso de Poitiers, Artoisli Robert, Aragon Kralı I. James ve Napoli Kralı I. Charles'in maliye bakanları, Fransa Kralı VII. Louis'nin başdanışmanı Tapınakçıydı.11
|
Fransa Kralı VII. Louis'yi gösteren resim. VII. Louis'nin baş danışmanı da Tapınakçıydı. |
Sonuç olarak, Tapınakçılar o kadar zengin olmuşlardır ki, faaliyet yürüttükleri krallıklardaki bazı hükümdarlar tamamen onların desteğine bağımlı hale gelmişlerdir. İngiltere'nin birçok kralı, tarikata olan devasa borçlarına karşılık Kraliyet hazinesini Londra'daki Tapınakçı merkezlerine ipotek etmiştir. Bu durum, karar mekanizmalarını etkilemede Tapınakçılara büyük bir güç vermiş, onlar da bu gücü, savaşan hükümdarlar arasında sürekli hakemlik yaparak kullanmışlardır.12
Tapınakçıların ekonomik hakimiyeti bir başka kaynakta da şöyle aktarılmaktadır:
Tapınakçılar o kadar zengin olmuşlardır ki, faaliyet yürüttükleri krallıklardaki bazı hükümdarlar tamamen onların desteğine bağımlı hale gelmişlerdir. 13. yy. Tapınakçılarına ait bir şato görülüyor. |
İngiltere Kralı III. Henry, devamlı olarak Tapınakçılardan borç alıyordu. |
Tapınakçılar, kanun dışı yöntemleri olan dev bir şirket haline gelmiş, bütün bilgileri büyük bir gizlilikle saklamış, Kilise'ye bile bu konuda bilgi vermemişlerdi. |
Şehir merkezlerinde politika, ticaret, finans işleriyle uğraşan şövalyeler şehir dışında, geniş araziler üzerinde kurulan tarikat evlerinde tarım, hayvancılık, madencilik gibi sektörleri yönetmekteydiler. Tapınakçı merkezlerinde 2 ila 4 arasında şövalye bulunur, bu biraderler işlerin kontrolünü ve yönetimini sağlarlardı. Bu sistemi, günümüzdeki çok uluslu şirketlere benzetmek mümkündür. Tapınakçılar, kanun dışı yöntemlerle varlığını devam ettiren dev bir şirket haline gelmiş, şirketlere ait bütün bilgileri büyük bir gizlilikle saklamış, Kilise'ye bile bu konuda bilgi vermemişlerdi.
Yine de çeşitli verilerden yola çıkarak Tapınakçıların gizli faaliyetleri hakkında çeşitli bilgiler edinmek mümkündür. Tarihi kaynaklara göre, o dönemde en az 20 bin şövalye ve şövalye başına 7-8 kişilik kadro faaliyet halindeydi. Bu kadrolar, şövalyelerin kontrolü altında denizcilikten ticarete, tarımdan inşaat sektörüne kadar tarikat mensuplarının işlerini görüyordu. Yani basit bir hesapla, takibata uğradıkları dönemde Tapınakçılar en az 160 bin kişilik bir kadroya sahiptiler.14
Bir ağ gibi bütün Avrupa'yı ve Akdeniz kıyılarını kuşatan bu kadro, aynı zamanda dönemin en büyük lojistik gücünü de oluşturuyordu.
Hiçbir Ortaçağ kurumu kapitalizmin yükselişine Tapınakçılar kadar katkıda bulunmamıştır.15
1307 yılında başlayan Tapınakçıların sorgulandığı mahkemeler, II. Frederick'in şüphelerinin ne kadar haklı olduğunu ortaya koymuştur. Yıllar süren takip, tutuklama ve infazlar sonucunda Kilise her ne kadar resmen ortadan kalktığını iddia etse de tarikat, bütün Avrupa'da isim ve kimlik değişikliğine giderek faaliyetlerine devam etmiştir.
Buraya kadar verilen bilgi ve örneklerden de anlaşılacağı gibi, tüm Avrupa'yı kontrol altına alan Tapınak Şövalyeleri tarikatı, Hıristiyanlık prensiplerine bağlı dindar bir tarikat değildi. Tam tersine, tüm faaliyetleri din ahlakına tamamen tersti. Sonraki bölümde de göreceğimiz üzere, Tapınakçı tarikatına hakim olanların inançları ve uygulamaları, Hıristiyanlığa uzak, hatta ona düşman bir yapı sergilemekteydi.
11 The Trial Of The Knights Templar, Gmelin, Die Tempelherren; Henry D. Funk, "The Builder, 1916.
12 The Templar Continuum, Alan Butler-Stephen Dafoe, Templar Books 1999, s. 75.
13 The Financial Relations of the Knights Templars to the English Crown, Ferris, s.10.
14 The Templar Continuum, Alan Butler-Stephen DafoeTemplar Books 1999, s. 76.
15 The Temple and the Lodge, Michael Baigent, Richard Leigh, London: Corgi Books, 1990, s. 81.